ROBOTİK CERRAHİ İŞLEMLERİ

Minimal invaziv cerrahi yöntemlerden bir diğeri olan robotik cerrahi, cerrahın bilgisayar konsolu üzerinden verdiği komutların, hasta konsolunda yer alan robotlar tarafından uygulandığı yüksek teknolojili bir yöntemdir. Da Vinci Robotik Cerrahi sistemi olarak bilinen robotik cerrahi, robot yardımlı laparoskopik cerrahi olarak da tanımlanabilmektedir. Laparoskopik cerrahide olduğu gibi robotik cerrahide de operasyon, küçük kesiler aracılığıyla açılan port adı verilen küçük kanallardan gerçekleştirilir. Yüksek çözünürlüklü üç boyutlu optik görüntüleme sistemine sahip sistemde, cerrah konsolundan verilen komutlar eş zamanlı olarak hasta konsolunda bulunan Da Vinci robotuna aktarılır. Robotik cerrahi yöntem ile jinekolojik ameliyatlar başarı ile gerçekleştirilebilmektedir.
 
Sentinel lenf nodu örneklemesi
Endometrium ve serviks kanserinde lenf nodlarına metastaz olabilmektedir. Lenf nodlarının birbirine bağlı bir zincir sistemi gibi düşünüldüğünde metastaz öncelikle ilk lenf noduna olmaktadır. Endometrium kanseri ve serviks kanserinde ameliyatın başında servikse uygulanan çeşitli maddeler (indocyanine green (ICG), metilen mavisi, vb.) ile lenfatik damarlar ve lenf nodları görüntülenebilmektedir. Sentinel lenf nodu (lenfatik zincirin ilk lenf nodu) laparoskopik yöntemle tespit edilip çıkarılabilir ve ameliyat sırasında metastaz olup olmadığı değerlendirilebilir. Böylece bu teknikle lenf nodlarının tamamen çıkarılmasına bağlı komplikasyonlardan kaçınılması sağlanabilir.
 

LAPAROSKOPİK CERRAHİ İŞLEMLERİ

 

MİNİMAL İNVAZİV CERRAHİ

 
Minimal invaziv cerrahi yöntem olarak da bilinen laparoskopi, anestezi altında küçük cerrahi kesilerle (genellikle 0,3-1,5 cm arasında) yapılan bir cerrahi işlemdir. Karın içinin görüntülenmesini ve gerekli durumlarda tedavi olanağı sağlayan hem tanı amaçlı hem de tedavi amaçlı kullanılan modern bir cerrahi yöntemdir. Jinekolojik kanserler dahil jinekolojik cerrahilerde son zamanlarda giderek kullanımı artmıştır. Açık yapılan cerrahilere göre başlıca avantajları; ameliyat sırasında daha az kanama, daha küçük yara yeri, daha az yara yeri enfeksiyonu ihtimali, daha az yara yeri fıtık ihtimali, daha az ağrı, daha çabuk iyileşme ve daha iyi kozmetik sonuçlardır.
 

Yöntem

Ameliyat kararı verilen hastalar öncelikle laparoskopik cerrahi için uygun olup olmadığı değerlendirilir. Uygun olan hastalara gerekli ameliyat hazırlığı yapılır. Hasta anestezi altındayken karın içi karbondioksit gazı ile şişirilir. Karın bölgesine açılan kesiden vücut içine yerleştirilen ‘laparoskop’ denilen ucunda ışığı olan fiber optik bir teleskop sayesinde karın içi organların görüntülenmesi net bir şekilde sağlanır. Bu sayede cerrah, monitör aracılığıyla ilgili bölgeyi rahatça görebilir. Yapılacak cerrahi işlem türüne göre yeterli sayıda diğer laparoskopik aletler karın bölgesinde yapılan küçük kesiler ve trokarlar yardımıyla karın içine yerleştirilir. İşlem yüksek çözünürlüklü bir monitörden izlenerek yapılır. Laparoskopik cerrahi sayesinde yara yeri daha az olduğundan hastanın işlem sonrası iyileşme dönemi daha hızlı olmakta ve daha az ağrı olması avantajından dolayı ağrı kesici ihtiyacı da azalmaktadır. Yara yeri enfeksiyonu gelişme ihtimali ve ilerleyen dönemlerde yara yerinden gelişme ihtimali olan fıtıkların da olasılığı azalmış olmaktadır.
 

Jinekolojik cerrahilerde laparoskopinin yeri

Günümüz teknolojisi ile laparoskopik yöntemle jinekolojik ameliyatlar güvenle gerçekleştirilebilmektedir. En sık yapılan operasyonlar over (yumurtalık) kisti cerrahisi, myomektomi (myomların alınması), histerektomi (rahmin alınması), tüp ligasyonu (fallop tüplerinin bağlanması) ve endometriozis cerrahisidir. Karın ya da kasık ağrılarının araştırılması, pelvik inflamatuar hastalık (PID) tanısı, yumurtalık kistlerinin tanısı ve fallop tüplerinin açık olup olmadığının kontrolü gibi tanı amaçlı olarak da sıklıkla kullanılmaktadır. Uterin myomlar, adenomyozis, tedaviye dirençli anormal kanama, endometriozis ve rahim sarkması gibi nedenlerle yapılması planlanan histerektomiler de laparoskopik cerrahi ile başarıyla yapılmaktadır.
 

Jinekolojik kanserlerde laparoskopinin yeri

Artan teknoloji ve gelişen laparoskopik aletler sayesinde minimal invaziv yöntemlerin endometrium (rahim duvarı) ve serviks (rahim ağzı) kanseri tedavisinde kullanımı son zamanlarda giderek artmıştır. Over (yumurtalık) kanseri tedavisinde de laparoskopik cerrahinin yeri vardır. Endometrium kanseri en sık görülen jinekolojik kanserdir. Standart tedavisinde rahim, yumurtalıklar ve gereklilik halinde lenf nodlarının alınması işlemi yapılmaktadır. Endometrium kanserinin cerrahi olarak evrelenmesinde ve tedavisinde laparoskopik cerrahi sıklıkla ve güvenle kullanılmaktadır. Serviks kanserinde de günümüzde yapılan etkin tarama politikaları sebebiyle erken tanı şansı artmıştır. Serviks kanseri erken dönemde yakalandığında radikal histerektomi ile tedavi edilir. Genç hastalarda yumurtalıklar alınmayarak, olası radyoterapinin zararından korunmak için pelvis dışına asılır. Yapılan bu ameliyatın adı da ‘over transpozisyonu’dur. Radikal histerektomi de over transpozisyonu da laparoskopik yöntemle yapılabilmektedir. Ancak 2018 yılında saygın bir tıp dergisinde yayınlanan bir makalede minimal invaziv yöntemlerle yapılan radikal histerektominin açık yapılan radikal histerektomiye göre daha az hastalıksız sağkalım ve daha az total sağkalım ile ilişkili olduğu söylenmiştir. Literatürdeki bu bilgi hastalara sunulduktan sonra açık cerrahi ile laparoskopik cerrahinin avantajları ve dezavantajları tekrar değerlendirildikten sonra yapılacak yönteme beraber karar verilir. Hasta açık ameliyat yöntemini tercih ettiğinde ise kliniğimizde midline (karnın orta hattan dik bir şekilde kesilmesi) yerine, pfannenstiel insizyonun (sezaryen kesi yeri) biraz daha alt bölgesinden girilerek açık ameliyat daha iyi kozmetik sonuçlarla sağlanabilmektedir. Kliniğimizde serviks kanseri tedavisinde yapılan radikal histerektomi laparoskopik yöntemle de yapılsa açık yöntemle de yapılsa karın içinde seyreden sinirleri koruyucu yaklaşımla gerçekleştirilmektedir. Böylece mesaneyi (idrar kesesi) ve yakın çevresindeki organlara giden sinirler korunduğundan hastanın ameliyat sonrası komplikasyon (idrar yapmakta zorlanma, yapamama vb.) yaşama ihtimali oldukça azaltılmaktadır.

Endometrium ve serviks kanseri için ameliyat öncesi yapılan ayrıntılı değerlendirmeler ve görüntüleme yöntemleri ile hastanın laparoskopik cerrahi için uygun olup olmadığı değerlendirilmektedir. Böylece hasta için en uygun yönteme karar verilmektedir.
 

Mini-laparoskopik cerrahi

Mini-laparoskopi, klasik laparoskopik aletlerden daha küçük çapta olan aletlerle yapılan bir cerrahi yöntemdir. Klasik laparoskopide 10 mm çapında olan laparoskop ile 5 mm çapında olan yardımcı laparoskopik aletler kullanılırken, kliniğimizde bulunan mini-laparoskopide 5 mm çapında laparoskop ile 3-3,5 mm çapında yardımcı mini-laparoskopik aletler kullanılmaktadır. Bu aletler sayesinde yara yerleri oldukça küçük olmakta ve kozmetik sonuçları oldukça iyi olmaktadır. Klasik laparoskopide yapılan kanser ameliyatları dahil tüm jinekolojik ameliyatlar mini-laparoskopi ile de güvenle yapılabilmektedir.
 


DİĞER GİRİŞİMLER


SİTOREDÜKTİF CERRAHİ VE HİPERTERMİK KEMOTERAPİ

YUMURTALIK KANSERİNE GENEL BAKIŞ

Yumurtalık kanseri, Türkiye’de kadın üreme organlarının kanserleri arasında en yaygın ikinci kanserdir. En sık 50-65 yaş arası kadınlarda görülür, ancak daha genç veya daha yaşlı kadınlarda da görülebilir. Bir kadının yaşam boyu over kanserine yakalanma riski yaklaşık yüzde 1,4' tür.

Yumurtalıkta başlayabilen birkaç farklı kanser türü vardır; en yaygın olanı epitelyal yumurtalık kanseri olarak adlandırılır ("epitel" kelimesi bir hücre türünü tanımlar ve bu hücreler yumurtalıkların yüzeyini kaplayan hücrelerdir). Bu tip yumurtalık kanseri ileri düzey cerrahi sitoredüksiyon, yani gözle görülür hiç tümör dokusu kalmayana kadar yapılan cerrahi tedavi ile tedavi edilmesi gereken kanser tipidir. Bunun dışında yumurtalığın içinde yer alan diğer hücrelerden çıkan kanser tipleri de vardır. Genel başlık olarak germ hücreli yumurtalık kanserleri genellikle çocukluk ve ergenlik çağında görülen tümörler iken, seks kord stromal hücrelerden gelişen kanser grubu ise yine erişkin çağın hastalığıdır. Ancak bu grup over tümörleri nadir görülen ve farklı tedavi şemaları olan tümörlerdir. Burada tedavisinden bahsedeceğimiz over kanseri tipi en sık görülen epitelyal over kanseri yani yumurtalık yüzeyi kanseridir.
 

RİSK FAKTÖRLERİ

Bazı faktörler, bir kişinin yumurtalık kanseri geliştirme riskini artırır, örneğin:
  • Hiç hamile kalmamış olmak.
  • Erken menarş yaşı (adet dönemleri başladığında) veya geç menopoz yaşı.
  • Ailede yumurtalık, meme veya endometriyal (uterin) kanser öyküsü, özellikle de kişi, belirli bir tür genetik anormallik varsa BRCA1 veya BRCA2 mutasyon.
  • Lynch sendromu (kalıtsal polipozis olmayan kolorektal kanser [HNPCC]) adı verilen genetik bir durumun aile öyküsü.
 

YUMURTALIK KANSERİ İŞARETLERİ VE BELİRTİLERİ

Yumurtalık kanseri erken aşamalarında genellikle bulgu vermez. Daha ileri evrede ise  kasıklarda veya karında rahatsızlık, karında boyut artışı veya şişkinlik, iştah azalması, az miktarda yemek yedikten sonra tokluk hissi yani erken doyma gibi bulgular görülebilir.

Bazı kadınlarda, yumurtalık kanserinden ilk olarak rutin pelvik muayene sırasında bir kitle veya yumru hissedildiğinde şüphelenilir. Bununla birlikte bir kitlenin tespit edilmesi her zaman kadının yumurtalık kanseri olduğu anlamına gelmez. Kitlelere neden olabilen birçok yaygın kanserli olmayan durum da vardır (yumurtalık kistleri, iyi huylu tümörler gibi).

Bazı kadınlarda, başka bir nedenle yapılan bir görüntüleme çalışmasında (ultrason, bilgisayarlı tomografi [CT] veya manyetik rezonans görüntüleme [MRI]) rastlantısal olarak da yumurtalıkta kitle tespit edilebilir.
Ancak yumurtalık kanseri olan çoğu kadında semptom olmadığı veya başlangıç ​​semptomları belirsiz olduğu için, kadınların çoğu ileri evre hastalığı varken tanı alırlar. Bu noktada kadının karın ağrısı (şişlik), mide bulantısı veya iştahsızlık gibi daha belirgin semptomları olabilir.
 

YUMURTALIK KANSERİ TANI

Semptomlara ve / veya anormal bir fizik muayeneye dayalı olarak yumurtalık kanserinden şüpheleniliyorsa, değerlendirmede ilk adım olarak genellikle karın ve pelvisin görüntüleme testleri önerilir. Görüntüleme testleri ultrason, bilgisayarlı tomografi (CT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) içerebilir. Bu testler, yumurtalık kanserini kesin olarak teşhis etmek için yeterli bilgi sağlamaz, ancak olası bir kanserin yeri, boyutu ve yayılımı hakkında önemli bilgiler sağlayabilir.

Biz merkezimizde yumurtalık kanserinden şüphelendiğimiz her hastamızı ameliyat öncesinde;
  • Ayrıntılı bir fizik muayene ve ultrasonografi,
  • Tüm karnı tarayan bir MR görüntüleme,
  • Akciğerleri ve göğüs bilgesini tarayan bir toraks tomgrafisi,
  • Olası kalın barsak ya da mide tümörlerini dışlamak için kolonoskopi ve gastroskopi,
  • Yakın dönemde değerlendirilmediyse meme hastalıklarını gözden kaçırmamak için bir mamografi ve meme ultrasonografisi,
  • Kan tahlili yapılarak bakılan tümör belirteci dediğimiz CA 125, HE-4, CEA, CA19.9, CA 15.3 vb. gibi testlerle, değerlendirmekteyiz.
 
Not: Tümör belirteçleri (CA 125, HE-4, ROMA skoru) Kanseri kesin olarak teşhis edebilecek bir kan testi bulunmamakla birlikte, kanserden şüphelenildiğinde CA 125 ve HE-4 denen bir kan testi yapılabilir ve ROMA skoru denen ve yumurtalık kanseri olma ihtimalini değerlendiren bir skor hesaplanabilir.
Ayrıca, bir kadına yumurtalık kanseri teşhisi konduğunda CA 125 ve HE-4 yükselirse, periyodik olarak tekrar kontrol edilmesi yararlıdır. Bu, doktorların tedavinin ne kadar iyi sonuç verdiğini değerlendirmesine ve tedaviden sonra kanserin geri dönüşünü kontrol etmesine yardımcı olur.
 
Ancak yine de yumurtalık kanserini kesin olarak teşhis etmenin tek yolu ameliyattır. Bazı durumlarda (örneğin, ameliyat mümkün değilse veya kadın ameliyattan önce kemoterapiye aday ise), bunun yerine ameliyatsız bir işlem yapılabilir. Bu işlem değerlendirme için bir iğne ile karından veya göğüsten doku veya sıvının alınmasını içerir (biyopsi, parasentez veya torasentez olarak adlandırılır).
 

YUMURTALIK KANSERİ EVRELEMESİ

Cerrahi sırasındaki bulgulara dayanarak, tümör, kanserin boyutuna, kapsamına ve konumuna ve tümörün ne kadar agresif olduğuna (aynı zamanda tümörün "derecesi" olarak da adlandırılır) göre "evrelendirilir". Ameliyat sırasında doğru evreleme, bir kadının uzun vadeli sonucunu (prognozu) ve ameliyat sonrası ek tedavi için uygun olup olmadığını belirlemede çok önemlidir.

Bir yumurtalık kanserinin evresi, bir Roma rakamı (I ve IV arasında) ve harfler (A, B veya C) ile gösterilir. Genel olarak, aşama I, II, III ve IV tümör tutulumunun lokasyonuna atıfta bulunurken, A, B ve C alt bölümleri tümör tutulumunun kapsamını tanımlar. Hastalığın daha yüksek evresi, daha kapsamlı tümör tutulumunu gösterir.
 

Erken evre kanser

  • Evre I ve II hastalıkta, erken evre yumurtalık kanseri olarak kabul edilir. Evre IA ve IB hastalıkta, kanser yumurtalıklardan biri veya her ikisi ile sınırlıdır ve yumurtalıkları kaplayan kapsül veya zar, kanserin büyümesiyle yırtılmamıştır.
  • Evre IC hastalıkta, yumurtalıklardan birinin kapsülü yırtılmış olabilir veya kanser hücrelerinin pelvis içinde yayılmaya başladığını düşündüren işaretler olabilir (yani, kanserli hücreler, ameliyat sırasında karın boşluğundan alınan sıvıda bulunur).
  • Evre II hastalıkta, uterus veya fallop tüpleri gibi diğer pelvik organlar tümörle ilişkilidir ve kanserin pelvise yayıldığına dair erken belirtiler olabilir.
 

İleri evre hastalık

  • Aşama III ve IV hastalık ileri evre yumurtalık kanseri olarak kabul edilir: Evre III hastalıkta, kanser karına ve / veya abdominal lenf düğümlerine yayılmıştır, ancak daha uzak alanlara yayılım yoktur.
  • Evre IV hastalıkta kanser, karaciğerin içi veya akciğerler gibi vücudun diğer bölgelerine yayılmıştır.
 

SİTOREDÜKTİF CERRAHİ

Yumurtalık kanserinin tedavisinde en önemli ve ilk aşama cerrahi tedavidir. Cerrahi tedavide en önemli prensip geride gözle görülebilir hiç hastalık kalmayana kadar tüm tümör dokularının sabırla ve özenle çıkarıldığı bir cerrahi yapmaktır. Geride hiç hastalık kalmayana kadar yapılan cerrahi hastalığın tedavi başarısı ile direkt olarak ilişkilidir. Bu cerrahiye ‘Sitoredüktif Cerrahi’ adı verilmektedir. Bu cerrahi esnasında öncelikle karın içi tüm organ ve dokular dikkatli bir biçimde taranır. Tümör dokusunun saklanmış olabileceği tüm bölgeler ayrıntılı olarak açılıp bu gizli kalma olasılığı olan bölgelere bakılır. Bu esnada karını döşeyen zar olan peritonun her tarafı, karında yer alan ve yağlı bir örtü gibi karın organlarını örten omentum, rahim, yumurtalıklar, kalın ve ince barsaklar, apendiks, karaciğerin kendi, altı ve üstü, mide, midenin altı, üstü ve arkası, dalak, pankreas, safra kesesi, her iki diyafram yüzeyi ve karında yer alan büyük damarların tamamının etrafındaki lenf dokuları (her iki pelvik ve para-aortik lenf bezleri, porta hepatis ve çölyak lenf bezleri) özenle değerlendirilir. Tümör dokusu olduğundan şüphenilen tüm dokular çıkarılır. Bu şekilde yapılan değerlendirme sonrasında cerrahiye devam edilerek yapılan işleme primer sitoredüktif cerrahi adı verilir.

Bu değerlendirme esnasında hastalığın tamamının çıkarılamayacağı düşünülürse hastalığın tanısını koymak için biyopsi alınarak ameliyata son verilebilir. Bu durumda hastaya hastalığı geriletmek ve cerrahi tedaviyi mümkün kılmak adına genellikle 3 kür olacak şekilde kemoterapi verilir. Bu tip tedaviye neo-adjuvan kemoterapi ve bunu takip eden cerrahi tedaviye ise interval sitoredüksiyon denmektedir. Bizim merkezimizde biz ameliyat öncesi görüntülemelerde böyle bir durumdan şüphe edersek ameliyata laparoskopi dediğimiz kapalı yöntemle başlamayı tercih etmekteyiz. Bu işlem esnasında karına yarım santimlik küçük bir delikten ince bir kamera yardımı ile girip açık cerrahiye geçmeden karnı incelemekteyiz. Bu sayede karnı açmadan bu kararı alabilmek mümkün olabilmektedir.

Biz merkezimizde hastalarımızın çok büyük bir kısmına (%95) primer sitoredüktif cerrahi uygulamayı tercih etmekteyiz. Bunun temel sebebi bu şekilde yapılan cerrahinin tedavi başarısının daha iyi olduğuna inanmamızdır. Araştırmalara bakıldığında bu düşünceyi destekleyen ve desteklemeyen çok sayıda çalışma mevcuttur. Bizim kendi hastalarımızın bulgularının ön değerlendirmesi bu tedavi yönteminin daha iyi sonuç verdiği şeklindedir. Bu bulgularımız şu an bilimsel olarak yayınlanmak üzere hazırlanmaktadır.

Primer sitoredüktif cerrahinin over kanseri tedavisinde gösterdiği faydayı ve üstünlüğü görebilmek için en önemli unsur ameliyatta çok dikkatle ve ısrarla geride hiç hastalık kalmayacak şekilde tümörlerin temizlenmesidir. Bu hedefe ulaşmak adına bu ameliyatta tümörle etkilenen tüm doku ve organları çıkarıp temizlemekteyiz. Bunun için ameliyatta total abdominal histerektomi (rahimin alınması), bilateral salpingo-ooferektomi (iki taraflı yumurtalıkların alınması), total infragastrik omentektomi (omentumun tamamının alınması), appendektomi (appendiksin alınması), eğer gerekirse kolon ve ince barsak rezeksiyonları, splenektomi (dalağın alınması), distal pankratektomi (pankreas kuyruğunun alınması), kolesistektomi (safra kesesinin alınması), total peritonektomi (karın zarının tamamının alınması), diyafram peritonunun soyulması, parakardiyak lenf nodu diseksiyonu (kalbin yanındaki lenf bezlerinin alınması) ve eğer şüpheli lenf bezi varsa her iki pelvik ve para-aortik lenf bezleri, porta hepatis ve çölyak lenf bezlerinin alınması gibi işlemleri gerçekleştirmekteyiz. Bu noktada bu işlemlerin yapıldığı merkezin bu cerrahiler için yardım gerektiğinde konusunun uzmanı gastroenterolojik cerrahi, karaciğer cerrahisi, göğüs cerrahisi ve ürolojik cerrahi gibi tümör cerrahisi yapan ileri düzey cerrahiye hakim cerrahları barındırması çıkarılamayacak tümör olasılığını çok azaltmaktadır. Aynı şekilde bu tip ameliyatların yapılmasını sağlayan ve ileri düzey cerrahide tecrübeli bir anestezi ve yoğun bakım ekibinin varlığı da bu başarıyı yakalamak için elzemdir. Bizim merkezimizin biz cerrahlar ve hastalarımız için sağladığı en önemli avantaj tüm bu imkanların bizim merkezimizde mevcut olmasıdır. Bu sayede bizim over kanserinin cerrahi tedavisinde ameliyatın sonunda gözle görülebilir hiç tümör kalmayacak şekilde ameliyat ettiğimiz hasta oranımız %94 civarındadır. Bu oran dünyada bu cerrahiyi uygulayan ileri evre cerrahi merkezleri arasındaki en iyi oranlardan biridir.
 

HİPERTERMİK İNTRAPERİTONEAL KEMOTERAPİ (HİPEK ya da HIPEC)

 
Hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HİPEK) tedavisi merkezimizde uygulanan tedavilerden biridir. Bu tedavide ameliyat tamamlandıktan sonra karına yerleştirilen tüpler yardımıyla 1- 1,5 saat süre ile kemoterapi ilacı içeren ve 42 dereceye kadar ısıtılmış olan bir sıvının karında devir daim etmesi sağlanır. Bunun için özel bir cihaz kullanılmaktadır. Bu işlemin avantajlarından biri karın içerisine bu işlem sırasında damardan verilebilen kemoterapi ilacı dozuna göre çok daha yüksek doz ilaç verilebilmesidir. İlaç dozu yüksek olsa da sadece karına verildiğinden sistemik toksisitesi yani zararı azdır. Ayrıca bu işlem tam ameliyat sonunda uygulandığından ve bu ameliyatta bütün bölgeler ince ince açılmış olduğundan bu sıvı karının her bölgesine ulaşabilmektedir. Ayrıca sıcaklığın da kanser hücreleri üzerinde direkt olarak öldürücü etkisi olduğu gibi aynı zamanda kanser hücrelerini verilen kemoterapi ilaçlarına daha savunmasız hale getirmektedir.
                          
Hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HİPEK) ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HİPEK)’ nin hem ilk ameliyatta hem de tekrar eden hastalık için yapılan ameliyatta fayda sağladığını göstermektedir. Bu konuyu araştıran çok sayıda çalışma da halen devam etmektedir. Ama yine de halen HİPEK over kanserinin tedavisinde standart olarak uygulanan bir işlem değildir. Dolayısı ile biz merkezimizde bu işlem öncesi hastalarımızla ayrıntılı olarak işlemin olası yan etkileri ve faydaları ile ilgili ayrıntılı olarak tartışmakta ve bunun sonucuna göre bu işlemi uygulamaktayız. Merkezimizde uygulanan HİPEK için Türkiye’ de bu tedaviyi uygulayan diğer merkezlerle sonuçları incelediğimiz bir çalışmamız sürmektedir. Yakın zaman da biz de bu konuya ilişkin sonuçlarımızı bilimsel bir çalışma ile sunmayı planlamaktayız.